Şubat 2008 için Arşiv

İlahi asSunNn!.. çok güldürdün beni ehueheu

Çarşamba, 20 Şubat 2008

Hiç büyümücem

Fikirlerim sabit kalıcak

Tek dedik öyle kalmalı

Yaramaz olucam

Çok ders çalışmak suç mu çalışıcam

Kitap okumak hep güzel

Bunalımdayken inadına slow dinlicem

Yağmurda ıslanıcam inadına

Kar topu yapıp yapıp cebime koyucam (annem çok kızardı)

Bebeklerle oynamıyorum belki ama hala saklıcam

Yurttaki odamda yatmıcam

Derse hep 5 dkk kala gidicem

Sınavda ilk önce ben çıkıcam

Üniversiteyi başarılı bitirmicem

Kimsenin akıl hocası olmucam

Masallara mayışmıcam

İnsanları bende kırıcam (hahaha ben! hadi canım sende)

Böyle işte :S :S :S

Deneme Bir Yazı..

Çarşamba, 20 Şubat 2008
 

Uzak şehirlerin ayazı vuruyor tenime.. İnceden inceye bir hastalık aldı beni gitti. Vurulmadan kaçıncı açışım bu kapıyı hatırlayamıyorum. 18’lik kızlar gibi cam kenarı güzeli oldum zannımca… Belki bu yağan yağmur orda ki hani canım varya o uzak şehirde ki bulutlardandır diye avunuyorum.. Bazen güneşi bile özlediğim oluyor yaza inat bir deniz kenarında.. Aşındırmadığım kapı kalmadı.. O şehir nerede nasıl gidilir bilmeden avare dolaşır olmuşum… Soruyorum, tanıdık, tanımadık, çocuk, genç, ihtiyar demeden… Hani diyorum çocuktur.. Daha da komikleştirip halimi “çocuktan al haberi” deyimine sığınıyorum… Gençtir diyorum her yerde her şeyde gözü kulağı vardır. Soruyorum ama hep aynı gözle kovuluyorum… Delinin teki miyim ben ? Sonra yüzünde ki çizgilere kimbilir neleri gömmüş diye bir ihtiyara koşuyorum… Ya duymuyor, ya anlamıyor yada diğerlerinden biraz daha farklı bakıp tersliyor.. “Ben bu yaşımda aklım yerindeyken ne oluyor şu gençlere yahu der gibi yine kovuluyorum..” Nasıl bir gidiştir bu? Beni almadan gittiğini anlayabiliyor yüreğim ama nedense kimselere ses etmeden gidişini anlamıyor, deliriyor, çıldırıyor… O uzak şehirlerin tabelası yok mudur? Caddesi, sokağı… Yalnızlığı öylesine sever oldum ki hiç gidesi yok…Kurulmuş evimin baş köşesine… Öyle de somurtkan ki ne zaman aynaya baksam onu görüyorum suretimde… Sanki yalnızlık ben.. Zamanın orta yerlerinde… “Yaş 35 yolun yarısı eder” diyor ya üstad… Bende yolun yarısını geçtim geçeli hala büyütemedim sol yanımda ki o arsız kızı.. Üstüme çok yakıştırdığın bir ceketim vardı hani. Yok canım! Lacivert çizgili olanı demiyorum.. Hay aksi yine başladım senle konuşmaya sonu gelmez bu gecenin. Birazdan oturur ağlarım söyle nerede o uzak şehir diye… Simsiyah olanı hani… Derdin ya içine beyaz şöyle yakası dik bir gömlek giyiver… Sonra sarılır da gül yüzlüm derdin ya… Sonra gidip üstümü değiştiresim hiç gelmezdi. Büzülürdüm bir kenara çocuklar gibi asardım yüzümü. Tamam tamam giy sen gömleğinle ceketini gene sarılır kokumu bırakırım üstüne…. Ne büyük bir sevinçle kalkardım büzüldüğüm o yerlerden…Bakma çocuk gibi dediğime… Gençtik o zamanlar ikimizde… Şimdi bir görsen ahhh yada görmeeee…. Sen hala aynı mısın? Bakışın, kokun, yastığa düşen saçındaki rengin… Yoksa aklar düşeli çok mu oldu? Uzak çok uzaksın besbelli… Düşlerimde bile sesin yankılanıyor suretinse başka başka bedenlerde… Yıllardır kayıp bir adamı aradığımı sanarak çocuk bırakmışım sol yanımı… Oysa… Ahhh… Oysa yastaymış ruhum da hayallere yummuşum gözümü… Ölümün ne adresi ne de evi barkı varmış uzaaaaakkkk şehirlerde… Öğrendim ki misafiri de olmazmış ölümün…. Kalıcıymış hep gidenler… Gidenin döndüğü daha görülmemiş…. Babam öldüğünde anladım uzak şehrin nerelerde olduğunu… Gitmek istedim. Her şeyden vazgeçerek. Yanınıza gelmek.. Sonra hayatın … Bir daha gelebilecek misin şu koynuma diye pis pis güldüğünü hissettim ellerim yumruk yumruk… İnadına yaşadığım bundandır. Artık kapı aralarında yatmıyorum. İnandırayım seni kapı çalsa bile koşa koşa gidip açmıyorum. Bazen amannnn yaa çalsın dursun dediğim bile oluyor. Sanırım artık aşk burada oturmuyor! Siyahlara beyazı iliştiriyorum artık… Renk renk umutlarım var… Hayat bile gıpta ediyor halime. Öyle yağmurlara inat şemsiyesiz geziyorum ki… Rüzgarlar esiyor ben ceketimi çıkartıyorum hava sıcakmış gibi… O gün bugündür ben tek mevsim yaşıyorum…

Enfesss Enfessss

Salı, 19 Şubat 2008

asunca:  Kimsenin gelmediği uzak bir yerde belkide sana çok yakın bir mesafede can çekişiyor umutlarım… Hava soğuk sisli… Geleceksen şayet, bir ses et. Elinden tutayım, senin kibirini kaldırmaz benim yosun tutmuş taşlarım…

Senden ayrı çok gün olmadı…

Şimdiden özledim seni.

Ahh şu yalnızlık,

Nasıl bilirmisin?

Sen kalbimdesin,

Benimlesin…

Yarimden geçemedim…

Yarim kör bıçak…

Ayrılık bana ölümdür…

Bu kalp seni unutmayacak…

Ben senden geçemedim…

Yarim kör bıçak…

Sensizlik bana ölümdür…

Bu kalp seni unutmayacak…

Bende göçerim canım…

Çok uzaklara…

Sensiz bir şehirde bende duramam…

 Emrah Uygun

Küçük beden de kar’ın çirkin hatırası..

Pazartesi, 18 Şubat 2008

 

“Büyük bir şehrin küçük hayalcilerindendim bende.. Soğuk bir gecekondunun tepesinden yatağıma düşen kar tanelerini seyrederdim. Alacakaranlıkta gördüğüm bembeyaz bir kar tanesiydi sadece. Hani hep elinde olmayana özenir ya insan bende öyle büyüdüm hep özene özene.. Küçüktü umutlarım zaten çoğuda büyümeden can verirdi içimde! En basitinden bir bebeğim olsun diye ağladığımı bilirim. Bir bez bebeğin hayaliyle yumduğum gözlerim sabah bir kar tanesinin yüzüme değişiyle açılırdı… Okul maceramın kısacık süreceğini bile bilmeden öylesine hevesli giderdim ki boyum kadar karlarından arasından, dönüşüm saatler sürerdi de yinede etmezdim sitem. Uzun yolun yolcusuydu babam, saçına 30′unda ak düşmüş o adamın kızıydım.. Hayale karışan suretiyle dua ederdim babama her gece. Çalışıp eve gönderdiği gelirin gideri fazlaydı… Ay sonuna kalan beş kuruşun onbeş alıcısı vardı kapıda! Ertesi günün telaşı ile çalışır dururdum sobanın defterime vuran ışığıyla… Haliyle sobaya atacak bir odun bulunursa… Nicedir ağladığımı belli etmeden yavaş yavaş büyüdüm! O yıllarda en çok anneme yanardı içim… Hep yarımdı sıcaklığı hayatın… Ya bir tas çorbayı buz gibi evde içerdi yada sobada yanan bir iki odunun yanında aç yatardı! Şimdilerde elimde olanın ne kıymeti varki yarınlarımda… Sıcacık bir evde sıcacık bir çorbayı yudumlayamayan annemi özlerim!.. “

“Düşlerim… Mavi pembe ne farkı var? Söyle, düşlerinde rengi olur mu anne?”

-”Herşey” Daha Güzel-

Pazar, 17 Şubat 2008

Vuslatı belirsiz bir ayrılığın taşıyıcısıydı ruhum… Bir özlenen vardı bir de ölesiye özleyen! Özlenen, kaçandı hep… Kuytulara saklanan, bilinmezlerde yaşayan. Özleyense, gözü kara durmadan arayan belki de sadece bir umut adına içinde birşeyleri yaşatandı… İnadına yürüyen, düştükçe daha da hızlı adımlarla ilerleyen! Zaman oldu hasret düşmandı nefese. Ve yine zaman oldu ölüm kapının eşiğinde… Hiç bitmeyen bir inancın gölgesinde savaştı belkide özleyen! Öyle ya bu büyük cesaretin bir sebebi olmalıydı… Hali yerindeydi özlenenin! Aksi olsa özleyen koşar serilirdi ayaklara… Bir anlık gülüş için! Sadece bir anlık! Çokça olmuştu ayrılığın içeriye girişi, aynı sofrada oturup aynı yastığa talip oluşu… Bir tek özlenenden kalanlardı avuntusu. Şimdilerde; biten bir özlemin geride ki izleri bile anımsatmıyor hiç birşey! Meğer özleyenin özleyeni yakınlarda bir yerdeymiş… Hayat herşeye rağmen devam ediyormuş ve onu özlemek sadece bunu öğrenmek içinmiş! Birini çok sevmek güzel olabilir ama bu karşıdaki kişinin o sevgiyi kaldırabilmesiyle alakalı! Sunulan sevgi yerlere serilince pek bir önemi kalmıyor… Her ne kadar sevilsede.. Verilen sevgi yerlere sürülse bile! Gün geliyor anlıyor insan özleyende kendisi özlenende!!! Siz kimi özlüyor olursanız olun sizide bir yerlerde özleyen muhakkak oluyor… Özleminden başka sizi özleyeni farketmezseniz kaybediyorsunuz. Farkına varılan bir özlenense hayatınızda ki en büyük şanstır. Ben bizzat yakından tanıyorum kaybedenleri.. Kazanacağımı bilseydim özlermiydim bir başka özlemden habersiz o özleneni? Belki de kıymeti bundan yüksektir avuçlarımda kokusu kalan o özleyenimin… Seni Seviyorum…

** Bazen özleminden habersiz özlediğini bırakıp gitmekte güzel.. Koş kızım yeni umutlara!

Moda Gir Evladım: Ders, Test!

Cumartesi, 16 Şubat 2008

 

aSsuNn!..'un ruhali psikolojisi

 Üniversite sıralarında şimdi 1. sınıfın 2. dönemine doğru ilerlemekte zaman benim için.. Ve aileden ayrılacağım gün yavaş yavaş gelmekte. Sayılı gün çabuk geçer derler de inanmazdım. İstanbul’dan ailemin yanından ayrılacağım zaman inadına hızla bana doğru geliyor… Ama okuldayken zaman geçmiyor sanki.. :( - Şimdi ders moduna girmeli malum az bir zaman kaldı büyük sınava. Geri gelicem kem küm.

***

“Masum değiliz.. Hiçbirimiz!”

 

Derd-i Derman

Perşembe, 14 Şubat 2008

Zamana derd-i, derdede derman-ı veren Rabbim;
Nicedir aynı sızlar yare yüreğim..
Bende ki derde derman mıdır bir çift ahu gözlü o yar,
Bi-çare kalır da yinede değmez suretine ellerim..

Sevgi-lilerin Günü

Çarşamba, 13 Şubat 2008

Haydi hediye almaya, Gittim ben bash bash :)

Şu kadarcık bir hediyeyi unutmak olmaz :)

Şizofreni bir ben..

Perşembe, 07 Şubat 2008

Vaktiyle hayalini kurduğum bir mutluluk hikayesinin yeniden canlandığını görüyorum aynaya bakınca gözlerimde.. Ya da hissediyorum her zerreme kadar… Öyle olmasa deli deli atmazdı kalbim. Pusuya yatmış terkedilme korkum yeniden kaybolmazdı. Kararmazdı gözüm böylesine, ihanetini, yalanını unutup yeniden sevebilecek kadar. Özür dilemeliyim tırnak içinde “sevilecek kadar” belkide…  Beni bu kadar cesaretlendiren nedir ? Gözümü karartan ? İçimdeki o şeyi hani canım varya durup durup sızlatan, beklediğim, özlediğim offf neydi adı ? Hani adını bile buğulu camlara yazacak kadar hakkım olmayan şey… Birisi… Birisini unuttuğumu sandırıcak kadar vaktimi çalan birisi! Kime yazıldığı belirsiz bir satır gibi hislerim… Ve belki de hangi hayale söndüğü bilinmeyen bir sigara izramitine benziyorum… Hangi hayale yumuyorum gözlerimi kim bilebilir.. Durup durup aklıma geldiği yok oysa(!) Eskisi gibi değil geride bırakılanlar…  Ya da bıraktığını sandıkların! Öyle kuru kuruya bir hoşçakalla yollanmışsan gitmek istediğinde, şansındandır bu sessizliğin vedası sana… Kükreyip bağırıp çağırmak da vardı ya… Yapamadım. Yapamayacaktım da… Bana göre değilmiş insanları incitmek, incildiğimde bile… Bazı şeyleri bile bile yeni bir imza atmaya çalışıyorum şizofreni gibi benliğim, kendime bir kimlik arıyorum!

Beni yormamalısın… Silinmiş gibi ismin dururken içimde bir yerlerde üstelik… Matemi biten bir ölünün sadece duası kalır dillerde… Yarınlarda yoktur yeri! Üstesinden gelemeyeceğimi sandığım ilk savaşımdı bu! Hadi doğru söyleyeyim “yapamam” bile demiştim… Başlamadan pes ettiğimde çok olmuştur…  Gidiyorum sanırım… Uçuyorum… Uçmayı çok isterken kanatlarımı yaralaya yaralaya uçuyorum hemde… Bazen avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum … Duyupta beni döndür diye! Bir okadar da haberin olmasın istiyorum.. Gittiğimi bilmemeli diye umutsuzluktan titriyorum…

 –

Ötelerde bir yerlerde… Nerede nasıl bulacağın meçhul… Ara(ma)…

Ne bileyim, denemek lazım! Bende gidiyorum…

Geldim ben geldim

Çarşamba, 06 Şubat 2008

Tekrardan geldim İstanbul’uma…  Hastayım :( Uyumak istiyorum. Ama film izlemekle meşgul olacağım uzun bir süre. Ve yazı yazarak.. :) Geri döneceğim.. Bash bash